Çernobil’in terk edilmiş okulunun koridorunda yürürken duvarlarda solmuş çocuk resimleri, yerde kırık oyuncaklar, camdan giren soğuk ışık, aklıma ilk gelen şey şu oldu: Burada olmamalıyım. Ve hemen ardından: Ama işte buradayım. Karanlık turizm tam da bu iki his arasındaki boşlukta yaşıyor.

Bu sadece benim bir tuhaflığım değil. Her yıl milyonlarca insan savaş alanlarına, toplu mezar bölgelerine, nükleer felaket sahasına veya doğal afetlerin silip süpürdüğü şehirlere bilet kesiyor. Ve kimse tam olarak neden gittiğini açıklayamıyor.
Karanlık Turizm Nedir?
Karanlık turizm İngilizcede dark tourism veya bazen thanatourism (Yunanca’da ölüm anlamına gelen thanatos‘tan), ölüm, acı, trajedi veya felaket ile ilişkili yerlere yapılan seyahati tanımlar. 1990’larda akademik bir kavram olarak ortaya çıktı; ama insanlık bunu sanırım Pompei’nin küllerini ilk ziyaret edenlerden bu yana yapıyor.
Dark Tourism Foundation‘a göre bu turizm türü son on yılda ciddi bir ivme kazandı. Sadece meraklılar değil; araştırmacılar, öğrenciler, gazeteciler ve “anlamak isteyen” insanlar gidiyor bu yerlere.
Peki ama ne arıyoruz orada?
Neden Felaket Yerlerine Gidiyoruz?
Bu soruyu Polonya’da, Holocaust Müzesi çıkışında tanıştığım bir rehbere sormuştum. Omuz silkti, sonra düzeltti: “Çünkü unutmak çok kolay. Burada görmeden, koklayıp hissetmeden, sadece kitaplarda okuyarak unutursunuz.”
Psikologlar birkaç farklı motivasyon tanımlıyor. Birincisi empati arayışı, gerçekten yaşanmış acıya dokunarak insanlıkla bağlantı kurmak. İkincisi ölümlülük farkındalığı, kendi geçiciliğimizi görmek, bir tür varoluşsal check-in yapmak. Üçüncüsü, açıkçası en dürüst olanı: saf, filtresiz merak.
Hiçbirimiz tamamen masum bir motivasyonla gitmiyoruz. Ve bu tamam.
Dünyanın En Bilinen Karanlık Turizm Noktaları
Çernobil Dışlama Bölgesi, Ukrayna
1986 nükleer faciasının ardından terk edilen Pripyat şehri, bugün dünyanın en popüler karanlık turizm destinasyonlarından biri. Kırık pencerelerden sarkan perdeler, spor salonundaki çökmüş tribünler, lunaparktaki pas tutmuş dönme dolap, zaman 26 Nisan 1986’da durmuş.

2019’daki ünlü HBO dizisinin ardından ziyaretçi sayısı çarpıcı biçimde arttı. Ancak Ukrayna’daki savaş, 2022’den bu yana bölgeye erişimi fiilen kapattı. Turun ne zaman yeniden açılacağı belirsiz, bu da mekanı hem daha erişilmez hem daha mitik kılıyor.
Pompeii, İtalya
MS 79’da Vezüv patlamasıyla külün altında kalan şehir, belki insanlığın en eski karanlık turizm destinasyonu. Hâlâ koşmaya çalışan, çocuklarını kucaklayan insanların kalıpları, bunlar sadece tarihi artifaktlar değil, donmuş son anlar.

Her yıl yaklaşık üç-dört milyon ziyaretçi geliyor. Yönetim bu yoğunluğu yönetmekte zorlanıyor; bölgelerin bir kısmı artık rotalı, sınırlı girişle işliyor.
Hiroshima Barış Anıt Müzesi, Japonya
Burası beni en çok etkileyen yer oldu. Atomik bombanın neden olduğu gölgeler, insanların duvar veya merdivenler üzerindeki yanık silüetleri, sözcüklerle anlatılabilecek bir şey değil. Müze kendi içinde tartışmalı: Japonya’nın savaştaki rolünü yeterince ele almıyor diyenler var. Bu gerilim, mekanı daha da dürüst kılıyor bence.

Auschwitz-Birkenau, Polonya
İkinci Dünya Savaşı’nın en ağır anıt mekânlarından biri. Yılda yaklaşık 1,5-2 milyon kişi ziyaret ediyor. Ve her ziyaretçi şunu fark ediyor: Hiçbir fotoğraf, hiçbir belgesel bunu anlatmıyor. Gitmek gerekiyor.

Buradaki Etik Sorun Ne?
İşte burada işler çetrefilleşiyor. Karanlık turizm masum bir hobiden çok daha karmaşık etik soruları beraberinde taşıyor.
- Acıyı tüketmek: Başkalarının trajedisini bir “deneyim ürünü”ne dönüştürmek ne zaman sömürü olur?
- Selfie kültürü: Auschwitz önünde poz veren insanların fotoğrafları sosyal medyada tartışma yarattı. Hatıra fotoğrafı ne zaman saygısızlığa dönüşür?
- Ekonomik soru: Felaket bölgelerinde turizm ekonomisi, hayatta kalanları ve yerli halkı gerçekten destekliyor mu, yoksa dışarıdan gelen operatörlerin cebini mi dolduruyor?
- Spektakl tehlikesi: Acıyı sanki bir tema park gibi sunmak, onu normalleştirmez mi?
Bu soruların kolay cevabı yok. Ama soruyu sormayı bırakmak daha tehlikeli.
Glasgow Üniversitesi’nde dark tourism üzerine araştırma yapan akademisyenler, “etik ziyaret” kavramını şöyle tanımlıyor: Hazırlıklı gitmek, saygılı davranmak, yerel ekonomiyi desteklemek, ve en önemlisi, gittiğinden bir şey öğrenmek. Selfie değil. Bağlantı.
Türkiye’de Karanlık Turizm Var mı?
Var, ve konuşulduğundan çok daha derin.
Gelibolu Yarımadası, dark tourism‘in en güçlü örneklerinden biri. Her yıl Nisan ayında, özellikle 25 Nisan Anzak Günü’nde, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı ziyaretçiler binlerce kilometre yol kat ediyor buraya. Dedelerinin öldüğü koya, tünellere, siperlerine gidiyorlar.
Bir Avustralyalı kadının Anzak Koyu kıyısında toprak kokladığını gördüm bir keresinde. Bir şey söylemedi. Söylemeye gerek yoktu.
Mardin ve çevresi, Süryani Hristiyanların tarihsel acısını taşıyan kiliseler ve manastırlarıyla başka bir katman sunuyor. Deyrulzafaran Manastırı, sessizliğiyle insanı içine çekiyor. Bu yüzyıllık taşların anlattığı hikayeler kültür turizmiyle dark tourism‘in tam sınırında duruyor.
2023 Kahramanmaraş depremi bölgesinde de benzer bir dinamik başladı. Yerel rehberler, sağlam kalan yapıların yanında çökmüş binaları gösteren turlar düzenlemeye başladı. Tartışmalı, evet. Ama gerçeği görmek isteyenler için reddedilemez de.
Bu konuyu daha geniş bir perspektiften ele almak istiyorsanız, 2hbn.com’un Keşfet kategorisindeki diğer yazılara da göz atabilirsiniz.
Gitmeye Değer mi?
Bu soruyu kendime defalarca sordum. Ve cevabım hep aynı: Evet, ama dikkatli.
Çernobil’deki o okulda, koridorda durduğumda, birinin orada büyüdüğünü, sabah o kapıdan girerken dondurma mı isteyeceğini düşündüğünü, annesinin çantasını son kez kapattığını, bunların hepsini düşündüm. Ve bu düşünce beni daha iyi bir insan mı yaptı? Bilmiyorum.
Ama daha dikkatli bir insan yaptı. Ve bazen bu yeterli.
Karanlık turizm, insanlığın en karanlık sayfalarını seyirci olmak için değil, tanık olmak için ziyaret etmek. Fark ince ama kritik. Seyirci bakar ve geçer. Tanık bakar, hisseder ve taşır.
Gitmeyi düşünüyorsanız, gidin. Ama hazırlıksız gitmeyin. Tarihini okuyun, yerel rehber tutun, bağış yapın, saygı gösterin. Ve en önemlisi: Oradan bir şeyle dönün, o mekanın sizi bıraktığı soruyla.
Benim Çernobil’den getirdiğim soru şu oldu: Eğer yarın böyle bir şey olsa, bugün ne yapardım farklı?
Cevabı hâlâ bilmiyorum. Ama soru orada.
