Jane Birkin: Yaşayan Bir Efsane
Çünkü o, on parmağında on marifet olan yaşayan bir efsanedir. O bir tanrıça! Jane Birkin adı bana çok yabancıydı başlarda. İsmini Serge Gainsbourg ile birlikte gördüğümde anladım; o mükemmel kadın Charlotte’un annesiydi.
Bu benzerlik, bu seksilik ve bu cesaret başka hangi anneden aşılanabilirdi Charlotte’a? Ama zamanla fark ettim ki Jane Birkin, Charlotte’un annesi olmaktan çok önce kendi başına devasa bir evrendir.
Sanatla Yoğrulmuş Bir Aile
Jane Birkin, 14 Aralık 1946 Cumartesi günü Londra’da dünyaya geldi. Babası David Birkin, Kraliyet’e bağlı bir denizci teğmendi; 2. Dünya Savaşı sırasında casus olarak görev almıştı. Annesi Judy Campbell ise müzikallerde sahne alan bir oyuncuydu. Kardeşi Andrew Birkin senarist ve yönetmen olarak tanındı.
Böyle sanatla iç içe bir ailede doğup sanattan uzak kalmak mümkün değildi tabii. Jane Birkin, 20 yaşında Antonioni’nin kült filmi Blow Up‘ta mankenlerden birini canlandırarak kariyerine başladı. Bu ilk adım, çok daha büyük bir yolculuğun habercisiydi.
Serge Gainsbourg ile Büyük Aşk
1965’ten 1968’e kadar James Bond filmlerinin bestecisi John Barry ile evli olan Jane’in bu birlikteliğinden kızı Kate Barry 1967’de dünyaya geldi. Asıl büyük aşk ise bambaşka bir yerden çıktı: 1969 yılında Slogan filminin setinde Serge Gainsbourg ile tanıştılar ve birbirlerine aşık oldular.
Yıllar boyunca hem müzikal hem de sinemasal ortaklıklar kurdular. 1980’de ayrılmalarına rağmen aralarındaki dostluk hiç bitmedi. 1982’de yönetmen Jacques Doillon ile birlikte olan Jane’in bu ilişkiden üçüncü kızı Lou Doillon dünyaya geldi.
Je t’aime… Moi Non Plus ve Skandal
“Je t’aime… moi non plus” (seni seviyorum… ben de seni hiç) adlı şarkıyı Serge Gainsbourg ile seslendiren ikili, bu şarkıyla herkesi derinden sarstı. Özellikle Jane Birkin’in seksi vokalleri o dönemde tartışma konusu oldu; şarkı birçok ülkede yasaklandı.
1969 yılında böyle bir şarkıyı seslendirmek, topluma açık bir kafa tutmaktı. Vatikan’ın şarkıyı kınaması, İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkede radyo yasağına çarptırılması, Jane Birkin‘i yıldırmak bir yana, adını daha da parlatmanın aracı oldu. 1975’te ise Serge Gainsbourg’un aynı adlı ilk filmiyle Jane Birkin Cesar Ödülü’nü aldı.
Jane Birkin’in Müzik Kariyeri
Jane Birkin’in müzik kariyeri, en az sinema kariyeri kadar güçlüdür. Sesinin kırılganlığı ve naifliği, şarkılarına bambaşka bir derinlik katar. Gainsbourg ile olan ortak çalışmalar bir kenara bırakılacak olsa bile, solo albümleri Fransız pop müziğinin en özgün örnekleri arasında sayılır.
“Lolita Go Home”, “Di Doo Dah”, “Arabesque” gibi albümler, Jane’in salt bir yüz değil, gerçek anlamda bir sanatçı olduğunu kanıtlar. 1992’de Victoires de la Musique ödülleri kapsamında Yılın Kadın Sanatçısı seçilen Jane Birkin, 2001’de İngiliz Kraliyet Nişanı ve ardından da Fransa Cumhuriyet Nişanı’na layık görüldü.
Türkiye’de belki yeterince tanınmayan bu albümler, Avrupa’da milyonlarca dinleyici tarafından sevgiyle takip edildi. 60 sinema filmi, 9 stüdyo albümü ve pek çok konser albümü olan Jane Birkin, günümüzün tapılası kadınlarından biri olarak zihinlerde yerini çoktan aldı. Müzik dünyasının diğer ikonlarını da merak ediyorsanız harika bir başlangıç noktandasınız.
Birkin Çantası: Bir Aksesuar Nasıl İkon Olur?
Bir de tabii Birkin Çantası meselesini atlamak olmaz. Dünyanın en prestijli deri eşya markalarından Hermès‘in ikonik çantası, Jane Birkin’in adını taşır. Efsaneye göre 1984 yılında bir uçak yolculuğunda Hermès’in CEO’su Jean-Louis Dumas ile yan yana oturan Jane, el çantasının sık sık döküldüğünden şikayet etmiş; Dumas bu ilhamla bugün milyonlarca dolara alıcı bulan “Birkin” çantasını tasarlamıştır.
Bu çanta, salt bir aksesuar değil, modern bir kültür ikonu haline gelmiştir. Jane Birkin’in adı müzik ve sinemadan çok önce pek çok insanın aklına bu çantayla geliyor olabilir ama asıl kimliği bunun çok çok ötesindedir.
Moda Dünyasındaki Derin İzi
Moda dünyasında da Jane Birkin’in etkisi yadsınamaz. O doğal, zahmetsiz ve hiç çaba göstermiyormuş gibi görünen Fransız şıklığının İngilizce konuşan öncüsüydü. Saçlarını dağınık bırakması, makyajsız gezinmesi, sepet çanta taşıması; o döneme ait magazin dergilerinin kapakları arasında büyük yankı uyandırıyordu.
Bugün “French girl aesthetic” diye adlandırılan ve milyonlarca takipçisi olan bu stil anlayışının temel taşlarından birini aslında bir İngiliz kadın döşemişti. Bu ne ironik, ne de güzel bir çelişki.
İnsani Duyarlılığı ve Toplumsal Mücadelesi
Jane Birkin hiçbir zaman rahat köşesinde oturup yalnızca kendi sanatıyla ilgilenen bir kadın olmadı. Dünya üzerindeki acıya karşı gözlerini kapamayı reddetti. Göçmen hakları ve AIDS gibi konularda derneklerle çalıştı.
Bosna savaşının en karanlık günlerinde bölgeye gitti. Rwanda soykırımının ardından hayatta kalanlarla yüz yüze geldi. Filistin’deki çocukların sesini duyurmak için çabaladı. Bu ziyaretler birer halkla ilişkiler hamlesi değildi; içtenliği herkesçe teslim edilen, samimi birer dayanışma eylemiydi.
Annesinin Kızı: Charlotte Gainsbourg
Jane Birkin ile Serge Gainsbourg’un aşklarının meyvesi Charlotte, 1971’de dünyaya geldi. Charlotte Gainsbourg, ünlü yönetmen Lars Von Trier’in vazgeçilmez oyuncularındandır. Oyunculuktaki geniş bakış açısı ve çok yönlü kişiliğiyle, Jane Birkin bizim için neyse gelecektekiler için “O” olacak başarılı bir kadındır.
Charlotte ile tanışmam Anti-Christ filmiyle oldu. Biraz korkutucu ama oyunculuğuna hayran bırakan mükemmel bir performansı vardı. Melancholia‘da da kendini gösteren Charlotte Gainsbourg, annesi gibi solistliği de sürdürüyor. En başarılı bulduğum şarkılarından “Heaven Can Wait”in klibi, onun yaratıcılığının ayrı bir örneği. Sinema dünyasından daha fazlası için siteye göz atmayı unutma.
Anne kız arasındaki bu inanılmaz benzerlik yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsaldır. İkisi de sahnede kendilerini tamamen yok edip karaktere bürünebilen, seyirciyi büyüleyen o nadir kadınlardan. Charlotte’un Lars Von Trier gibi provokatif bir yönetmenle çalışmayı seçmesi, annesinin yıllar önce tartışmalı şarkılar seslendirme cesaretinden bağımsız düşünülemez. Yaratıcı risk alma, bu ailede kan gibi akıyor sanki.
Annesinin kızı: Charlotte Gainsbourg.
Özetle Jane Birkin; Londra’da doğmuş, Paris’te büyümüş, müzikte, sinemada, modada ve insanlığa hizmette derin izler bırakmış, kendine has duruşuyla hem kendi neslinin hem de sonraki nesillerin kalbinde taht kurmuş bir kadındır. Charlotte Gainsbourg’un annesi olmadan çok önce, o kendi başına bir evrendir. Ve bu evrenin içinde kaybolmak, inanın, hiç de kötü bir şey değil.



